Mie Notes

· previous page

3 Eylül 2009

İtibar, arama ve bütünleşik pazarlama iletişimi

Wired dergisinden Clive Thompson “Google bir arama motoru değil itibar yönetim sistemidir” demiş. Haklı buyurmuş. iProspect’in Nisan 2006′da yürüttüğü “Arama motoru kullanım alışkanlıkları” araştırması çevrimiçi dünyada bulunamıyorsan yoksun anlayışını bir adım ileriye taşımıştı.

Araştırma sonuçlarına göre;

- Arama yapanların %62′si (Bu oran 2002 yılında %48′miş) ilk sayfada yer alan sonuçlara tıklıyor ve %90′ı (2002 yılında %81) arama sonuçlarının sadece ilk üç sayfasını inceliyor.

- Arama sonuçlarında aradıklarını bulamayanların %41′i ek kelimelerle yeni bir arama yapmaya yöneliyor. İlk üç sayfada aradıklarını bulamayanların %88′i ek kelimelerle yeniden arama yapıyor.

- Arama motoru kullanıcılarının %36′sı ilk üç sırada yer alan şirketlerin lider veya uzman olduklarına inanıyor. %39′u nötr kalıyor.

continue reading... » 0 Comments

30 Ağustos 2009

İkna yöntemleri, fiyat ve konumlandırma

Robert B. Caldiani İknanın Psikolojisi kitabına enteresan bir örnekle başlıyor. Fiyatın satın alma kararında önemli bir etken olduğunu göstermek için kullandığı hikayede daha öncesinde bir türlü satılmayan takıların fiyatını iki katına çıkartarak hepsini satmayı başaran bir arkadaşından bahsediyor.Ve kısaca otomatik algılarımızdan ve karar mekanizmalarımızda yer alan streotiplerden bahsederek fenomeni açıklıyor.Caldiani’ye göre olağanüstü karmaşık uyarılara maruz kalan tüketici bu durumla başa çıkabilmek için kestirme yollara ihtiyaç duyar. Bunlardan biri de pahalı = iyi algısıdır. Çünkü olağan koşullarda bir malın fiyatı, değerine uygun olarak artar; daha yüksek fiyat daha üstün bir kaliteyi yansıtır. Bu genellemenin dışında kalan istisnalar tüketici nezdinde kaideyi bozmaz ve sıradışı bir örnek olarak konumlanır.Kısaca, çoğunlukla nesneleri birkaç anahtar özelliğine göre sınıflandırır ve belirlediğimiz özelliklere uygun düşünmeden karşılık verebileceğimiz streotipler oluştururuz.Pazarlamanın 4P’sinden biri boşuna fiyat değil. Fiyat, sadece tüketicinin razı olduğu fiyat aralığını tespit etmek değil ürünün konumlandırılmasına da neden olacak bir tercihtir.Süpermarket zincirlerinin özel markaları da bu konuda bir örnek olarak incelenebilir. Bu tür markalar genellikle neden bu kadar ucuz olduklarını açıklamak zorundadır. Yapılan araştırmalarda pahalı ve bilinen markalarla aynı ambalaj kalitesinde olan süpermarket markalarının daha az tercih edildiği ortaya çıkmıştır. Neden mi? Tüketici, görüntüsü aynıysa ve daha ucuzsa, daha ucuz olmak için fonksiyonunun daha az olması gerektiğini düşünüyor. Başka bir deyişle, neden daha ucuz olduğunuzu açıklamanız gerekiyor.Örnekler çoğaltılabilir.Temelde bir ürünün konumlandırılma aşaması sadece iletişim süreciyle değil fiyat, dağıtım noktası ve ürünün ambalajı veya içeriği ile belirlenir. Konumlandırmayı reklam jargonu sananlara duyurulur.
Robert B. Caldiani İknanın Psikolojisi kitabına enteresan bir örnekle başlıyor. Fiyatın satın alma kararında önemli bir etken olduğunu göstermek için kullandığı hikayede daha öncesinde bir türlü satılmayan takıların fiyatını iki katına çıkartarak hepsini satmayı başaran bir arkadaşından bahsediyor.

Ve kısaca otomatik algılarımızdan ve karar mekanizmalarımızda yer alan streotiplerden bahsederek fenomeni açıklıyor.

Caldiani’ye göre olağanüstü karmaşık uyarılara maruz kalan tüketici bu durumla başa çıkabilmek için kestirme yollara ihtiyaç duyar. Bunlardan biri de pahalı = iyi algısıdır. Çünkü olağan koşullarda bir malın fiyatı, değerine uygun olarak artar; daha yüksek fiyat daha üstün bir kaliteyi yansıtır. Bu genellemenin dışında kalan istisnalar tüketici nezdinde kaideyi bozmaz ve sıradışı bir örnek olarak konumlanır.

continue reading... » 3 Comments

27 Ağustos 2009

Yeni marka duruşları ve büyük fikir

Bu aralar Ad:tech New York panellerinden gidiyorum. 2008 Konferansının ilgi çekici sunumlarından biri de Naked Communications’un kurucu ortağı olan Paul Woolmington’un sunumuyla başlayan “The Big Idea 3.0 – Redefining Creative in the Digital Age” paneliydi.

Paul Woolmington büyük fikrin artık sloganlar, reklam filmleri veya ilanlarla değil bir duruş ve iddia ile mümkün olduğunu vurgulayarak başladığı sunumunda beş marka duruşu tanımlıyor.

1. Eğlence markaları: Markalar bugüne kadar eğlence kaynaklarını besleyen yatırımcılar olarak görülüyordu. Yayıncıların tasarladığı programların arasında yer alarak kitlelerine ulaşmayı amaçlıyor ve bunun için para ödüyorlardı. Günümüzde marka iletişimleri eğlencenin ta kendisi olmaya başladı. Örneğin, Cadburry’nin ödül alan reklam filmi. Gerek videonun izlenme ve paylaşım oranları gerekse de izleyicilerin tasarladığı diğer versiyonları ile sağladığı katılım üzerinde düşünmeye değer.

2. Kültürel markalar: Ürün özelliklerini ezberletmeye çalışan markaların aksine tüketicilerini bir hikayenin içine dahil eden markalar bu kategoriye giriyor.

continue reading... » 0 Comments

24 Mart 2009

Farklıyım, farklısın, farklıyız

İstiklal gibi kozmopolit bir caddede kısa bir tur şu farklılaşma konusunu tekrar aklıma düşürdü. Alt kültür, altenatif duruş, protest kimlik.. Bizim dönemimizin “grungie”leri, şimdinin “emo”ları, 70’lerin hippileri vs. Pazarlamanın gündeminde farklılaşmak, bireysele inen iletişim ve niş segmentler var. Caddelerde tüm panolar ya özgürlük ya da isyankar duruş satıyor, hiç olmadı maceraperest veya cesur. Ortak mesaj [...]

continue reading... » 2 Comments

· previous page