next page ·
20 Aralık 2011
Retrospektif bir trend analizi
Yılın en eğlenceli dönemi başlıyor: Gelecek yıl kehanetleri… Yükselen trendler, çok acayip teknolojiler ve süper ‘engagement’ çareleri havada uçuşuyor. Klavye Nostradamus’larının en popüler olduğu dönem. Ben, yeni yıla girmeden geçen yılın muhasebesini yapmayı, geleceğin kehanetini yapmaktan daha heyecanlı ve faydalı bulanlardanım. Hatta şöyle biraz daha da geriye, ta sektörün doğuşuna gidip oradan başlamak istiyorum değerlendirmeye. [...]
continue reading... » One Comment
14 Mart 2010
Azalan verimler kanunu ve sosyal ağlar
Edelman Güven Araştırmasına göre arkadaşlarını ve çevrelerini güvenilir bir kaynak olarak görenlerin oranı 2008′den bugüne %45′ten %25′e düşmüş. Azalan verimler kanunu hatırlayanlar var mı?
Oysa, televizyon, radyo ve gazetelerin düşen güvenilirlik oranlarından pek bir heyecanla bahsediyorduk, öyle değil mi?
Büyük kurtarıcı Twitter’ın da son araştırmalara göre durumu pek iyi değil. Barracuda’nın Araştırma Başkanı Paul Judge platformu paylaşımdan öte haber akışı alanı olarak değerlendiriyor.
continue reading... » 3 Comments
18 Kasım 2009
Satın alma kararı, eksik parça ve tüketici içgörüsü
Fikrin vahiy yoluyla belirmesi nadiren rastlanan bir durumdur. Bir şirkete yön veren bakış açısının tuvalette, kaçarken veya geviş getirirken ortaya çıkması ise şehir efsanesidir. Hem tüketici hem de pazar hakkında derin bir içgörü gerektirir. Fakat haberler hep kötü değil. Artık tüketiciler hakkında hiç olmadığımız kadar çok bilgiye sahibiz. Körlemesine atışlar yapmamıza ve karanlık denizlere ağ [...]
continue reading... » 3 Comments
30 Ekim 2009
Muğlak kavramlar: marka ve markalama
Reklam sektörünün uzmanlık bayrağını bir türlü devralamamasının bir nedeni de tanımlar ve kavramların muğlak olmasıdır. Mesela marka nedir?
Jack Trout’a sorarsanız; “Markalama, ürününüzü veya şirketinizi müşterinizin zihninde farklılaştırmaya yönelik bir çabadır.” WPP Group Londra’dan Stephen King’e göreyse; “Bir ürün fabrikada yapılan bir şeydir; bir marka müşterice satın alınan bir şey. ” Tamam, güzel.
Peki, “O hep marka giyer”, “Bunlar marka abla, ondan pahalı!” veya “Biz marka olduk herkes bizi tanıyor” cümlelerindeki marka neyin nesi?
continue reading... » One Comment
22 Ekim 2009
Bir emtia pazarı: reklam ajansları
Reklam ajanslarında biraz dirsek çürütmüş herkes bilir. En yaygın şikayet, müşterilerin “işlere” müdahale etmesi ve onlarca farklı kafadan çıkan seslerle artan revizyonlardır. Mantıksız revizyon talepleri öğle yemeklerinde dilden dile anlatılır ve şehir efsanesi tadında “yorumlar” paylaşılır.
Hatalı ya müşteri temsilcisidir ya da müşterinin ta kendisi.
Öte yandan terzi kendi söküğünü dikemez misali ajanslar da müşterilerine verdikleri öğütleri dinlemek konusunda genellikle pek beceriksizdir.
continue reading... » One Comment
20 Ekim 2009
Savunma mekanizmaları ve satın alma kararları
Araştırma sonuçlarına göre hep en çok izlenen kanal Discovery ve National Geographic’tir ve insanlar boş vakitlerinde kitap okurlar. Televizyonda en çok görmek istedikleri şey de belgesel ve eğitici yayınlardır.
Gerçekte işin nasıl olduğunu hepimiz biliyoruz.
Zoe I. Norton’un Harvard Business School’da yayınlanan taslak makalesine göre hepimiz kandırma ve gerçek kişiliğini gizleme konusunda ustayız. Diğerlerinin bizi iyi, adil, sorumluluk sahibi ve akıllı görmesini istiyoruz ve kendimiz de böyle olduğumuza inanmak istiyoruz. Mantıklı olmak ve istikrarlı davranmak temel kaygılarımızdan biri.
Üstelik pek de öyle olmadığımız halde. Ne de olsa, en iyi yalancı kendi yalanına inanabilendir.
continue reading... » One Comment
12 Ekim 2009
Reklam işleyişi, izlenme ve tıklanma oranları
Çevrimiçi reklam sektöründe ölçümleme yöntemleri ve kriterleri ile ilgili her gün yeni bir tartışma çıkıyor. Kimisi tıklama oranlarının ölçümlenmesinin yeterli olmayacağını hararetle savunurken kimisi de mobil reklamların tıklanma olasılığının daha az olmasından dert yanıyor.
Çevrimiçi reklam ağı sağlayıcısı Chitika’nın yürüttüğü araştırmaya göre mobil olmayan reklamların tıklanma oranı %0.83, mobil reklamların ise %0.48 civarındaymış. Chitika’ya göre bunun sebebi mobil kullanıcıların hızla cevap aramaya odaklı olması ve reklama karşı daha az duyarlı olmasıymış.
Oldukça tehlikeli bir çıkarım. Bu durumda mobil dünya dışında biz tüketicilerin amaçsız ve zaman sınırlaması olmadan önümüze gelen her şeyi incelediğimiz, anladığımız ve kabullendiğimizi de düşünebiliriz.
Fakat tüm bu karmaşaya girmeden önce aslında bir adım geri atmak ve reklamın nasıl işe yaradığına tekrar odaklanmak faydalı olabilir.
continue reading... » One Comment
13 Eylül 2009
Tüketici şikayetleri ve kriz yönetimi
Economist 2001 yılında “markalara karşı gelmek artık sadece bir gençlik hareketi değil tam gaz devam eden bir sosyal hareket” demiş. Doğru. CRM Evolution 2009′da sunum yapan Scott Hornstein en son kontrol ettiğinde Google aramalarında “Onlardan nefret ediyorum” için 72,700,000 sonuç çıktığını ve tüketicilerin Economist’te bahsi geçen sosyal hareketi hızla daha fazla kişiye seslerini duyurabildikleri çevrimiçi ortama taşıdığını belirtti.
Üstelik bu yakınmalar oldukça etkili. Opinion Research Corporation’ın 2009 yılında yürüttüğü araştırmaya göre tüketicilerin %84′ü çevrimiçi araştırmalarına ve diğer tüketicilerin yorumlarına göre satın alma kararı veriyor.
continue reading... » 3 Comments
10 Eylül 2009
Anlamlı farklılaşma ve insanlık tarihi
İnsanlık tarihi bize şunu öğretmiştir:
“Asi olmadan kahraman,
Kahraman olmadan hükümdar olamazsınız.”
Lider markaların karşısında duran yeni ve yenilikçi markaların izlediği yol haritası da oldukça benzerdir.
Örneğin, Apple meşhur 1984 filmi ile önce mevcut düzene isyan ederek baş kaldırdı, sonra da zamanla kahramanlaştı. Ve kendi kültünü peşinden sürükleyerek hükümdarlığa oynadı.
continue reading... » One Comment
10 Eylül 2009
Başarı, fırsat eşitliği ve pazarlama iletişiminde öykünme
TED takipçileri bilir, modern zamanların filozofu olarak adlandırılan Alain de Botton TED 2009 konferansında “başarı” üzerine bir konuşma yaptı.
Başarı nedir, ne değildirden ziyade başarı kavramının bizleri nasıl etkilediğine odaklanan Botton’un günümüz dünyasına bakış açısı oldukça ilginç.
Öncelikle yerleşmiş olan fırsat eşitliği, yeterince çaba sarfedersen yükselirsin zihniyetinin yansımalarına odaklanan Botton başarısızlığın da hakedilmiş bir sonuç olarak algılanmasından bahsediyor.


