8 Temmuz 2010
Pencereli odalar ve hayalperest reklamcılar
1960 yılında yayınlanan Ebony dergisinde yer alan bir makale reklam dünyasının şaşalı ve nispeten daha dürüst olduğu dönemlere harika bir ışık tutmuş.
Mad Men’i izleyenler şaşadan kastımın ne olduğunu daha iyi anlar.
Peki ya dürüstlük?
Onu da açıklayayım. Makale, Madison caddesine bakan pencereli ofisi olan adamın gün boyunca loş bir odada oturup milyarlarca dolara malolan televizyon reklamları için fikir ürettiğini abartılı bir hayranlıkla anlatıyor.
Makalenin kahramanı olarak tanıtılan başarılı bir reklamcı olan Georg Olden içinse “o bir sanatçı, hayalperest, tasarımcı, düşünür ve reklamcı” tanımı kullanılmış.
Harika öyle değil mi?
Yıl 2010, imajda da içerikte de değişen bir şey yok… Hala loş odalar, hayalperest reklamcılar…
Reklamcı olmak isteyen öğrencilerimin neye özendiğini şimdi daha iyi anlıyorum.
Ama çok geliştik, öyle değil mi? Mesela artık müşteri odaklı yaklaşımlardan bahsediyoruz. Veya toplantılarımızda bol bol “engagement” (İngilizce kullanıldığında daha havalı duruyor) faktöründen bahsediyoruz. Daha da önemlisi kitlesel değil odaklı olmak gerektiğini vurguluyoruz.
“Geleneksel Reklamcılığın Sonu” türünde makaleler, kitaplar ve eğitimler yok satıyor… Yepyeni söylemlerimiz, yöntemlerimiz var öyle değil mi?
Maalesef, öyle değil…
Reklamcı olarak tarihsel hafızamız çok zayıf. Gelecekte neler olacağını düşünüp durmaktan, geçmişten ders çıkarmaya vaktimiz olmuyor. Amerika’yı yeniden keşfedip duruyoruz.
1962 yılında Journal of Marketing’de yayınlanan “Geleneksel Yaklaşım ve Altmışlar” makalesinde Peter G. Peterson kitlesel iletişime odaklanan reklamcılardan, mesaj bombardımanına uğradığı için ilgi/algı düzeyi düşen tüketicilerden ve “engagement” (!) kuramayan reklamlardan dert yanıyor. Geleneksel bakış açısının sorgulanması gerektiğini belirtiyor.
Önerisi; sektörün müşteri taleplerini anlayan ve dinleyen, engagement (!) faktörü yüksek, rekabet yerine yeni pazarlar yaratmaya odaklanan iletişim stratejileri geliştirmesi.
Bitmedi… Peterson’a göre pazarlama iletişiminin müşteri ile uzun dönemli ilişki kurması gerekiyor. Bir de direkt alıntı yapayım; “Müşteriler, yoğun bir şekilde kur yapılıp sonra bir anda terk edilen bir sevgili gibi ortada kalıyor…”
Tanıdık geliyor mu?
Gülmüyorum. Gözüme bir şey kaçtı..
Kaynaklar:
Peterson, Peter G. Conventional Wisdom and the Sixties. Journal of Marketing; Apr62, Vol. 26 Issue 2, p63-67, 5p
The Man At The Window. Ebony; Nov1960, Vol. 16 Issue 1, p79-85, 6p
3 Comments currently posted.
Muge Cerman says:
Uğur Özmen says:
Şahane… Tevekkeli değil, her genç “metin yazarı olacağım” diyor, daha kelimelerin çoğunu düzgün yazmayı bilmeden; “ben fikir bulurum” diyor, daha uygulanabilir tek bir düşüncesi olmadan; “viral yapalım” diyor daha konu bile ortada yokken…
Haluk Mesçi ağabeyimizin eline verelim de girişsin mi; Levent Erden arkadaşımızın karşısına koyalım da kulakların pası mı silinsin?…
Üstelik artık önlerinde açılan pencere, hasbelkader dışarıya, piyasaya baktıkları ve olan biteni gördükleri bir pencere de değil. Ard arda açılan “new window”ları pencere sanıyorlar.
Semih says:
Teşekkürler
“Müşteriler, yoğun bir şekilde kur yapılıp sonra bir anda terk edilen bir sevgili gibi ortada kalıyor…”
Çok güzel bir söz








Tuğçem yine döktürmüşsün, ellerin dert görmesin, bir nefeste okudum ve benim de gözüme bir şey kaçtı :)
Teşekkürler, yazdığın ve paylaştığın için.
Sevgi ve ışıkla kal…