7 Ağustos 2009
Algı, yorumlama ve yargı süreci
1950′li yıllarda Festinger (1957) tarafından geliştirilen Bilişsel Çelişki Teorisi der ki; bireyler bilişsel çelişki yaratan bir mesaj, duygu veya davranışla karşılaştıklarında ya kaçarlar ya da mevcut tutarlılıklarını korumak için mesajın önemini azatırlar.
Veya çelişkili mesajın içerisindeki karşıt öğeleri bütünüyle yanlış anlamayı tercih ederler.
Bilişsel Tutarlılık yaşamsal kaygılardan biridir.
1979 yılında Lord, Ross ve Lepper Bilişsel Önyargı üzerine yürüttükleri bir deneyde ölüm cezasına karşı olan ve savunan iki farklı gruba konu hakkında bir dosya vererek incelemelerini istediler. Deneyde her iki gruba da sunulan raporda ölüm cezası ile ilgili eşit miktarda olumlu ve olumsuz yorum vardı. Aynı raporu okuyan ve farklı ön yargılara sahip iki grup da raporda kendi fikirlerini savunacak donelerin daha üstün olduğunu ve diğerlerinin eksik veya yanlış bilgi içerdiğini iddia etti.
Devam edelim.
Cooper ve Jahoda (1947) ırkçılığı engellemeye çalışan yayınların ırkçı düşünceye sahip insanlar tarafından nasıl algılandığını incelediği araştırmasında enteresan sonuçlarla karşılaştı. Irkçı düşünceye sahip bireylere gösterilen karşı propaganda filminin içerdiği mesajlar bütünüyle yanlış anlaşılıyor ve ırkçı düşüncelerini destekler kanıtlar içerdiği düşünülüyordu.
David Hamilton ve Terrence Rose (1980) bireylerin maruz kaldıkları mesajlarda yargılarını desteklemek için gerçekte varolmayan kanıtlar ve ilişkiler bulduklarını tespit etti. Mevcut mesaj yargılarının tam tersini iddia ediyor olsa bile.
Bu konuya nereden mi geldim?
Aynı makaleyi okuyan farklı insanların yazı hakkında birbirinden farklı yorumlarını görünce aklıma geldi. Herkes yazıyı başka bir tarafından tutmuş ve kendi yargısıyla özdeşletirmişti. Sevgili Uğur Hocam bir Likemind sohbetinde blogunda geçirilen ortalama sürenin şaşırtıcı derecede kısa olmasından bahsetmiş ve gülümseyerek “Nasıl bu kadar hızlı okuyabiliyorlar anlamıyorum?” demişti.
21. yüzyıl bilgi çağı diye geçiyor. Bireylerin maruz kaldıkları bilgi akışı geçen tüm yüzyıldan çok daha fazla olduğu iddia ediliyor. Birçoğumuz Twitter, FF, RSS ve e-posta ile bize yığılan linkler ve makaleler arasında kaybolup gidiyoruz. Bilgi birikimimizi ve uzmanlığımızı artırmak için yüzlerce kaynak tarıyoruz.
Ve bu süreç içerisinde bir kaynağı hızla tüketip telaşla diğerine geçiyoruz. Yetişmek de giderek zorlaşıyor. Atlaya zıplaya okuyarak mevcut yargımızı destekleyecek doneler bulup diğer kaynağa geçiyoruz.
Peki gerçekten bilgilenebiliyor muyuz? Yoksa ödevimizi yaptığımızı düşünüp içimizi mi rahatlatıyoruz?
Neden mi soruyorum?
Kendi rızasıyla mesaja maruz kalan birinin bile fikrini değiştiremezken…
Kaynaklar:
http://www.colorado.edu/conflict/peace/problem/stereoty.htm
Bryant J., & Davies, J. (2006). Selective Exposure Processes. In J. Bryant & P. Vorderer (Eds.), Psychology of entertainment,p. 19. Mahwah, NJ: Lawrence Erlbaum Associates.
Festinger, L. (1957). A theory of cognitive dissonance, p. 5, Evanston, IL: Row & Peterson.
Lord, C. G., Ross, L., & Lepper, M. R. (1979). Biased assimilation and attitude polarization: The effects of prior theories on subsequently considered evidence. Journal of Personality and Social Psychology, 37, 2098-2109.


