Mie Notes

5 Temmuz 2009

Yeni mezunlar için blog dünyası

Google seni anlatır yazımda çevrimiçi dünyada bıraktığın izleri işveren gözüyle değerlendirmen gerektiğinden bahsetmiş ve bazı platformlar sayesinde daha fazla görünür olabilmen için önerilerde bulunmuştum. Sonraki yazımda da özgeçmişini paylaşabileceğin bir iş ağı olan LinkedIn ile ilgili bazı ipuçları vermiştim.

Özgeçmişin ile iş ağlarında yer almaya başladıysan, güzel. Şimdi sırada, kalemine güvenenler için blog dünyası var.

Öncelikle belirtmekte fayda var, herkes blog yazarı olmak zorunda değil. Kalemine (klavyene) güveniyor ve düzenli olarak vakit ve emek harcayabileceğine inanıyor ve belirli bir konuda paylaşmak istediğim fikirlerim var diyorsan harika!

Blog dünyasında herkese ve her konuya yetecek kadar yer var. Ama bir önceki cümleye tekrar göz atarsan bu işin üç temel kuralı olduğunu fark edebilirsin.

Kurallardan önce bu konuda birkaç uyarı ile başlamak daha faydalı olabilir:
1. Aşk, romantizm: Evet, önemli konular. Evet, herkesin bu konuda yazacak birkaç mısrası, söyleyecek birkaç sözü vardır. Evet, blog yazmak hoşlandığın çocuk/kıza veya henüz ayrıldığın sevgiline mesaj vermek için harika bir imkan gibi duruyor. Ama bu konuda okkalı bir blog hazırlamaya başlamadan ve özel hayatını, imalı cümleler eşliğinde ortaya sermeden önce bir düşün, bu yazıları kimin okumasını istiyorsun? O’ndan başka bu yazıyı kimsenin okumasına gerek yoksa eposta veya Facebook mesajlaşmasını kullanmanı tavsiye ederim.

2. Bir fikrim var: İş hayatına başladığın günlerde herkes fikir zenginidir. Şahsen ben bir günde nasıl bu kadar çok yeni reklam ve pazarlama fikri bulabildiğime şaşırıyordum. Kısa bir deneyim ve biraz araştırmadan sonra gerçeğin böyle olmadığını gördüm. Kısaca biraz araştırma yapmak, arşiv karıştırmak, diğer blog yazarlarını incelemekte fayda var.

3. Fikrim çalınır: Üsteki maddedin tam tersi de söz konusudur. Fikir zengini olduğun günlerde, fikirlerine çalınır korkusuyla çok sıkı tutunursan fikirlerini geliştiremezsin. Paylaş. Korkma. Fikirler de paylaştıkça gelişir. Akıl akıldan üstündür. Ama önce mutlaka araştır. Bilgi olmadan yorum olmaz. Unutma, yorum sınavları hep daha zordur.

4. Yayında toparlar: Bu aslında bir prodüksiyon geyiğidir. Film çekiminde oluşan bazı hatalar için söylenir. Yazını yayınlamadan önce mutlaka oku, devrik cümleler, anlatım bozuklukları var mı? İmla ve gramere dikkat ettin mi? Hatalar yazının yeterince ciddiye alınmamasına neden olur ve hayır, yayında toplamaz.

Evet, uyarıları dikkate aldıysan, “Tamam, o zaman ne hakkında yazayım?” diyor olabilirsin. Bloguna başlarken kendine sorabileceğin iki temel soru var:

1. Tutkum ne? (Bu konuda daha detaylı bilgi için bu yazıyı tavsiye ederim)
2. Kimin için yazıyorum?

Yeni başlayanlar veya henüz tutkusunu keşfetmemiş olanlar için de birkaç önerim var.

1. Kitap incelemeleri: Her iş görüşmesinde mutlaka “En son hangi kitabı okudun?” diye sorulur. Okuduğun kitaplar hakkındaki fikirlerini blogunda paylaşabilirsin. Böylece, işverenine görüşmeden önce bu konuda bilgi vermiş, iş görüşmesinin stresi altında yazar ve kitap isimlerini hatırlamaya çalışmak zorunda kalmamış olursun.

2. Kampanya incelemeleri: İş görüşmelerinin ikinci favori sorusudur, “Beğendiğin reklamlar, kampanyalar neler?” Reklam dünyasını yakından takip edebilir ve kampanyaları künyeleri ile birlikte blogunda değerlendirebilirsin. Bu hem harika bir arşiv oluşturmanı hem de sektörü daha yakından takip etmeni sağlar. Üstelik bu konuda araştırma yapan kişilerin de blogunu takip etmesini sağlar.

En önemlisi her ne hakkında yazmaya karar verirsen ver, o konudaki diğer blogları mutlaka takip et.

Blog yazarlığı konusunda daha detaylı bilgi için uzmanları takip etmekte fayda var.
- Mert Erkal, Search For Blogging
- Mert Erkal, Profesyonel Blogcu
- Darren Rowse, Problogger
- Brian Clark, CopyBlogger

2 Comments currently posted.

Uğur Özmen says:

Ben de bir madde eklemek isterim. (Yanılmıyorsam Montaigne’in cümlesi)

“Sevinçlerini daha çoşkulu anlat; üzüntülerini kısa tut.”

Aynı şekilde, olumsuzlukları fazla taşıma… Yeni gazeteciler gibi, “başıma bir şey gelse de ben blog’a yazsam” diye olumsuzlukları arama…

Tugce Esener says:

Uğur Hocam,
Çok haklısınız. Maalesef çok sık rastlanan bir hata. Değerli katkınız için çok teşekkür ederim.

Post a comment on this entry: