Mie Notes

30 Mayıs 2009

Çevrimiçi gazetecilikte yeni dünya

Çevrimiçi gelişmelerden en çok etkilenen mecralardan biri muhtemelen gazeteciliktir. “Tıklanma oranlarını artırsak da mı saklasak? Artırmasak da mı saklasak?” Üstelik tıklanma oranları artırmak bile başlı başına bir sorun. “Yazıyı parçalara bölüp, bir sonraki paragraf için tıklayınız yazalım” veya “tıklama yarışmaları düzenleyelim, oh mis” diyenler bir kenara dursun dünya çapında devler bu konuya fena halde kafa yoruyor.
3 çarpıcı örnek, 3 şık çözüm:

1. NY Times.com’un kullanıcı içerikleriyle ilgili uygulamaları hakkında geliştirdikleri çözümler
NY Headlines – NYTimes.com’da yer alan haberlerin yanında web’de konuyla ilgili yer alan diğer haber ve yazıların linkleri de yer alıyor. Vivian Schiller’in bu uygulama için yorumu oldukça çarpıcı “Ziyaretçilerin siteden ayrılmasından endişe etmiyoruz. Çünkü eğer hizmetimizden memnun kalırlarsa yeniden geleceklerini biliyoruz.”
NY Extra – 2008’de henüz beta olarak yayına geçen bu uygulama NY Extra sayfasının altında yer alan tüm haberler hakkında web’de bulunan diğer haber ve yazıları sıralıyor. Üstelik rakipler dahil. Aslında Headlines’a benzer bir uygulama sadece NYTimes’ın görünümünü tümüyle NY Headlines’a çevirebilme seçeneği.
Times People –  Schiller’in tanımı ile burası bir sosyal ağ değil. Sosyal ağlarla rekabet etmek de istemiyorlar. Amaçları NYTimes içeriğinin etrafında ziyaretçilerin de dahil olabilecekleri ve katılabilecekleri bir topluluk yaratmak. Şimdilik sadece makaleler için kullanılıyormuş ama zamanla tüm içeriğe yaymayı planlıyorlarmış.
RSS: Bu uygulama hakkında Schiller’in yorumu oldukça çarpıcı: “Sitemizin sadece tıklanma oranlarına odaklanamayız. Okuyucularımız içeriğimizi nerede ve nasıl tüketmek istiyorsa tüketebilmeli.”

2. BusinessWeek.com’un, sosyal ağların gazetelere adaptasyonu ile ilgili uygulamaları
BusinesExchange uygulaması ile BusinessWeek kullanıcılarının takip etmek istedikleri haberleri seçmelerine ve yaratmalarına olanak tanıyor. Nasıl mı? Kullanıcı okumak veya takip etmek istediği içerik hakkında bir taslak hazırlıyor ve yayınlıyor. Yazı diğer kullanıcılar tarafından oylanıyor ve aynı zamanda sitenin arama motorunun webden topladığı bilgilerle yapılandırılmaya başlanıyor. Konular etrafında topluluklar oluşturulabiliyor ve konunun uzmanları içeriğe birebir katkıda bulunabiliyor. John Byrne’ın tabiriyle “Biraz wikipedia, biraz digg, biraz google search ve flickr.”

3. The Huffington Post ise çevrimiçi gazeteciliğe bambaşka bir boyut katıyor
Huffington Post tümüyle web kaynaklı içerikten oluşan bir gazete. Ortalama 200 bin blog yazarı ve konu hakkında web üzerinde ne yazılmışsa toparlayan bir sistemleri var. İçerik seçimleri ise tümüyle kullanıcıların talepleri ve biraz da Google Trends benzeri takip sistemlerine dayanıyor. The Huffington Post’un CEO’su Betsy Morgan gazete içeriğini “insanlar bazı konuları obsesif ölçüde takip ediyor. Biz sadece obsesyonları keşfediyoruz. “ diyor. Seçimler süresince en popüler sayfalarından biri Sarah Palin olmuş.

Çevrimiçi gazete ve video konusu da oldukça ilginç. Morgan kullanıcılarımıza “Bu konu hakkında videoları izlemek için başka sayfaya gidin diyemeyiz. Video da artık temel haber içerik formlarından biri. Haber hakkında video varsa, o sayfada olmalı” diyor.

Çevrimiçi gazetecilik hakkında en çarpıcı betimleme ise John Byrne’dan geliyor, “Web gazeteciliği bir üründen çıkararak bir sürece dönüştürüyor. Üstelik bu, hangi konularda yazacağımızı, röportajlarda hangi soruları soracağımızı, haber kaynaklarının kimler olması gerektiği gibi birçok konuda okuyucularımıza danışabilmemizi sağlıyor. Haberler artık kamp ateşi gibi insanların etrafında toplanıp sohbet ettiği merkezlere dönüşüyor.”

Ad:tech NY 2008’den notlar…

Detaylı bilgi için buraya.

Bizdeki devler  neler yapıyor?

3 Comments currently posted.

Muge Cerman says:

Tuğçem ellerin dert görmesin. Keşke “azzz sonraaaaa” mantığındaki gazeteciler okuyup da feyz alabilse yazdıklarından. 3 yıl önce bugünlere gelineceğini söylediğimde bir taşlanmadığım kalmıştı :) Uzgörü vs değil ki bu, dünyanın gittiği yön belli, ona karşı durmaya çalışmak bir araç kullanmadan yerçekimine karşı durmaya benziyor, yani olanaksız :) Teşekkürler yazdığın ve paylaştığın için.

ahmetbulent says:

Uzun süreler, ışıklı ve titreşen monitörlere bakmak, farkında olmasak da gözleri aşırı rahatsız ediyor.

Oysa okuma kalitesini arttırmak için baskı kağıdına ve mürekkep kalitesine özen gösteren gazete veya dergiler, bu daha riskli ortamda okunurluluklarına çok daha az çaba harcıyorlar.

Tıklama oranlarını arttırmak için devamlı farklı sayfalara yönlendirmek, bir sonraki fotoğrafı görmek için tüm web sayfasının yüklenmesini beklemek gibi işkenceler ile gözü daha da yoruyorlar.

Bir de bunun üzerine dikkat çekmek için titreyen, ışıldayıp duran reklamların arasında küçük kutulara sıkışmıs haber parçaları yerleşiyor.

Bu şekilde haber almak rüzgarlı bir havada salınan bir gazeteyi okumaya benziyor. Neyseki bu türden çalışmalarla daha iyi bir noktaya gidiyoruz.

Tugce Esener says:

Ahmetcim,
Çok haklısın, rüzgarda salınan bir gazete benzetmen çok doğru. İçeriği geliştirmek bir yana daha okunurluk sorununu bile tam olarak çözebilmiş değiliz.

Post a comment on this entry: