Mie Notes

9 Mart 2009

Bu havada gidilmez!

“Bu kriz bir bilinç krizidir. Öyle bir krizdir ki, eski kuralları, eski şablonları, eskiden kalma gelenekleri artık kabul etmiyor.” Jiddu Krishnamurti

Krizde kitlesel mecralar ve geleneksel yöntemler düşüşe geçecek ve sosyal medya ve birebir iletişim değer kazanacak. Evet bu konuda herkes hemfikir. Peki başka?

Kriz bir gün, bir şekilde bitecek ve şenlikler başlayacak mı? İnsanlar yeniden coşkuyla çılgın tüketim günlerine geri dönecek ve yine bizi sevecek mi? “Kriz” günlerini atlatacak kadar pazarlama bütçesi oluşturur ve bunu en iyi şekilde kullanırsak zorlu günleri atlatabilecek miyiz?

Otomobil şirketleri şık markaları ve özel uçakları ile Washington’a uçup kuyruklarını sıkıştırıp dönmesinin üzerinden çok zaman geçmedi. Medya haftalarca CEO’ların hatalarından ve kar elde etmek için verdiği akıl almaz kararlardan bahsetti.

Batık şirketlerin sayısı her geçen gün artıyor. Devler sarsılmaya ve ağlamaya başladı.

Biz, kriz Türkiye’ye teğet mi geçecek yoksa geldi mi, gelecek mi tartışadururken oyunun kuralları hızla şekillenmeye başladı.

Üstelik sandığımız kadar basit formüllerle krizi atlatamayacağımız da her geçen gün netleşiyor. Etkili bir medya planı, pazarlama bütçesinin etkin kullanımı ve birebir iletişim, sosyal medya gibi hamleler sadece halihazırda söyleyecek anlamlı bir şeyi olan markalara yarayacak.

Ya peki diğerleri? Krizin bitmesini mi bekleyecekler? Ya da başka bir deyişle bu “kriz” onlar için ne zaman bitecek? Ne yapmalı, ne demeli?

Bence önce bazı şeyler gözden geçirmek, oturup düşünmek gerek.

Misal,

1. Verimlilik

Dallanıp budaklandıkça hantallaşan devlere, “bu işte para var” diyen kaplan girişimcilere duyurulur!

Çok kategorili ve odaksız organizasyon yapılarının hızla değişen ve gelişen rekabet ortamında her zaman çok iyi sonuçlar vermediğini az çok biliyorduk. Jack Trout and All Ries 1993 yılında yayınladığı “Marka Yaratmanın 22 Kuralı” kitabında bunun önemini vurgulamaya başlamıştı. Yıllar içerisinde birkaç cılız ses onu destekledi. Devler büyümeye devam etti. “Bu işte para var” yaklaşımı uzun yıllar kategoriler arası genişleme ve “yapay” büyüme ile çarpıcı sonuçlar elde etti.

Fakat maalesef raf payı için girilen kategoriler devler için ayak bağı olmaya başladı.

Verimlilik önem kazanıyor. En iyi yaptığınız işi, en verimli şekilde yapmak ve fiyat vaat ilişkisini doğru kurmak gibi temel kurallara tekrar göz atmakta fayda var.

2. Pazarlama

Hammadde ve dağıtım hattına odaklı, arge departmanında yaşayan ve kafasını kuma gömmüş krizin geçmesini bekleyen şirketlere duyurulur!

“Biri araştırmış, biri geliştirmiş, biri üretmiş, biri pazarlamış tüketici de gelmiş hani bana hani demiş” dönemi bitiyor.

Pazarları departmanlar arası iletişim ve işbirliğinden çıkan ürünler ele geçirmeye başladı. Tüketiciyi dahil eden ve tüketici ihtiyaçlarını doğru anlamlandırabilen ürünler pazarlama fikrini özlerinde taşıyorlar. Dolayısıyla da dev bütçeli, prodüksiyonlu maymunluklara ve sırıtan “makyajlama” çabalarına ihtiyaç duymuyorlar.

3. Şeffaflık

Heyecanla kurtuluşu sosyal medyada arayan pazarlama departmanlarına duyurulur!

Sosyal medya sadece yeni pazarlama şirinliklerinizi heyecanla keşfettiğiniz bloglar ve twitter hesabınıza göndermekten ibaret değil. Şeffaflık her geçen gün önem kazanıyor. Üstelik bu “yaşayan” organizma sırlarınızı, saklamaya çalıştığınız hinlikleri hemen su yüzüne çıkartmaya odaklı birçok hücresiyle sizi izlemeye, dinlemeye ve araştırmaya devam edecek. Tavsiyem, ya göründüğünüz gibi olun, ya da olduğunuz gibi görünün.

4. Anlam

“Bilinirlik kraldır” yaklaşımı ile düşen mecra fiyatlarını değerlendirmeye niyetli oportunist girişimcilere duyurulur!

‘Sessiz kalmak ve budala gibi görünmek, konuşup tüm şüpheleri gidermekten iyidir.” Blaise Pascal

Anlatacak anlamlı bir hikayeniz veya vaadiniz yoksa şatafatlı prodüksiyonlar veya yeni mecraların hiçbir faydası olmayacak. Üstelik rahatsız edip durduğunuz ve vakitlerini çaldığınız için potansiyel “tüketicileriniz” de sizi pek sevmeyecek. Fırsat bu fırsat mecraların fiyatları da düşmüşken değerlendirelim demeden ve şarkılar türküler eşliğinde ürününüzü sergilemeden önce ne söyleyeceğinize karar vermenizi tavsiye ederim. Zira ilk görüşte aşk, çok nadir rastlanan bir olgudur.

5. İstikrar

“Satışlar düştü, günü kurtaralım, indirin fiyatları!” diyen ve indirim yapmak için her “bahaneyi” kullanan gözü karalara duyurulur!

Krizden çıkış planı olarak artan fiyat rekabetinin de uzun vadede kimseye yaramayacağı aşikar. Ya beni bunca zaman kazıkladığın için kızacağım ve işime gelen kadarını indirimde yağmalayıp sonra yüzüne bakmayacağım ya da zaten hali hazırda daralan bütçemi zorlamaya bile kalkmayacağım ve beni anlayan yeni “dostlar” edineceğim.

Kısaca, pazarlama departmanlarını ve reklam ajanslarını şapkadan tavşan çıkartabilen “büyülü” yerler olarak görenlerin çuvallaması kaçınılmaz.

Siz ne dersiniz?

Nereden aklıma geldi?

http://www.brandchannel.com/papers_review.asp?sp_id=1424

http://www.brandchannel.com/brand_speak.asp?bs_id=213

http://www.brandchannel.com/brand_speak.asp?bs_id=213

http://www.brandchannel.com/brand_speak.asp?bs_id=213

3 Comments currently posted.

MugeCerman says:

Tuğçe’m;
Emeğine yüreğine sağlık pek güzel bir yazı yazmışsın yine. Keşke firmalar bu yazılardan ders alabilseler. Teşekkürler yazdığın ve paylaştığın için.
Sevgi ile kal…

Metin Kahraman says:

Tuğçe eline sağlık, gerçekten keyifle okudum. Kulaktan dolma, bir iki kitap veya blog okuyarak kendini sosyal medya konusunda guru ilan eden herkese gerekli cevabı da iletmişsin. Sanırım bunun üzerine biraz daha yoğunlaşarak konuşmak ve farklı açılardan canlı örnekleri ile de ele almak lazım. Bir de bunu yazalım ;)

Tugce Esener says:

Metincim, yorumların için çok teşekkür ederim. Araştırmaya ve yazmaya devam :)

Post a comment on this entry: