2 Şubat 2009
Bu aralar
Sanırım biraz acıkmışım. Bu aralar ardı ardına film, kitap ve fotoğraf turlarındayım.
Önce kendi alternatif film festivalimden başlamalıyım.
The snowcake – Şiddetle tavsiye ederim. Naif ama dolu dolu bir hikaye. Tadı damağında kalan bir konu, harika bir oyunculuk ve hayata dair keyifli ayrıntılar içeren bir hikaye. Hayatı olduğu gibi kabullenmenin zorlaştığı dönemlerde harika oyunculuğu ile Sigourney Weaver’in sergilediği Linda Freeman karakterinin bakış açısına sığınmakta fayda görüyorum.
Angela – Oscar Wilde’ın “Hayatta iki tür trajedi vardır. Bir istediğini elde edemeyenlerin bir de elde edenlerin” sözünü anımsatan izlemeye değer bir film.
The Contract – Evet sanırım arada aksiyon da gerekir. Halk bunu istiyor. Kahve molası tadında bir aksiyon. Morgan Freeman’ın biraz boş vakti varmış da bir film çekmiş havası vardı, ama olsun.
Caramel – Sıcak bir öykü. Keyifli kareler. Oldu da bitti maşallah tadında bir kurgu.
The Reader – Nazi dönemiyle ilgili anlatılabilecek her şey anlatıldı zannederken yepyeni bir kurgu ile dönemin vahşeti tekrar karşıma çıktı. Farklı bir kurgu ile beklemediğiniz bir anda tüylerinizi ürpertmeyi başaran bir hikaye. Tavsiye ederim. Biraz sonunu uzatmışlar diyebilirim. Ama elbette resmi sinema eleştirmeniniz de sayılmam.
Farväl Falkenberg - Hmm, net bir yorum yapamıyorum bu filme. Filme önyargı hatta herhangi bir yargı ile yaklaşmamak oldukça zor. “Ne derdi var bu gençlerin?” filmin gizemli teması diyebilirim.
Clubland – Çok keyifli bir film. Tavsiye edebilirim. Sıcak bir aile hikayesi ve son derece sıradan bir hikayenin keyifli bir anlatımı…
Being Julia – “İntikam soğuk yenen bir yemektir.” Temasını ve hayata dair keyifli birkaç ayrıntıyı yakalayabileceğiniz, başarılı bir oyunculuk ile harmanlayabileceğiniz bir film. Yoğun bir günün ardından serilip izleyebilirsiniz.
House, Lost ve MadMan dizilerine de saygı ve sevgilerimi iletiyorum.
Evet, kendime dair kısa bir “update”. Hala buralardayım… Hala hayattayım blogu oldu.


