9 Şubat 2009
“Kral öldü. Yaşasın yeni kral!”
184 milyon blogger, aktif kullanıcıların %73’ü blog okuyor, %83 video izliyor, %45’inin kendi blogu var, vesaire, vesaire…
Hepimiz rakamları biliyoruz. Seminerlerde toplantılarda heyecanla birbirimize aktarıyoruz. Geleneksel mecraların sonu geldi, tüketicilerin geleneksel mecralara güveni her geçen gün azalıyor diyoruz. “%90’un alışveriş kararını %10 yönlendiriyor, WOM yeni kral!” yeni mottomuz. Dijital çağda pazarlama diye başladığımız konuşmalarımız biraz google biraz blog, microblog ve virütik pazarlamaya doğru yönlenip heyecanla benzer çözümler etrafında dönüyor.
Herkes hemfikir. Markaların blogu olmalı, microblogging’in nimetlerinden faydalanıp seslerini onları dinlemek isteyenlere duyurmalı, aramalarda ilişkili içeriklerle görünmeliler… Pazarlama dünyası blogların değerini daha iyi bilmeli. Projeler artmalı, internet mecrası daha etkin kullanılmalı. Sosyal medya, sosyal iletişim stratejileri, dijital çağda pazarlama vesaire. Neden bahsettiğimi biliyorsunuz.
Öte yandan azalan verimler kanununu da göz ardı etmemek lazım. Tıpkı geleneksel mecralarda olduğu gibi projeler ve işbirlikleri arttıkça tüketiciler tarafından WOM’un da blog’ların da güvenilirliği sorgulanmaya başlanacak.
Bloglar ürün ve markalar hakkında yazıp çizdikçe hem türdaşlarından hem de tüketicilerden tepkiler alacak.
Daha şimdiden sohbetlerde bir marka veya ürün tavsiye edildiğinde şakayla karışık markayla hiçbir maddi ilişki içerisinde olunmadığı belirtiliyor. Projeler ve bireysel işbirlikleri artıkça şüphe de doğru orantılı olarak artmaya devam edecek. Zaten şu anda güvenilirlik düzeyinin bu kadar yüksek olmasının sebebi de pazarlamacıların henüz bu potansiyeli yeni yeni keşfetmesi değil mi?
“Kaç sütun santim?” yaklaşımından amacı ve süreci değerlendirmeden “Kaç blog, kaç like, kaç takipçi?” yaklaşımına sıçramak ne kadar gereksizse marka hakkında yazılan her blogu da lanetlemek o kadar gereksiz. Güven elbette sonsuza kadar bu oranlarla devam etmeyecek. Gün geçtikçe doğru mesajı doğru kitleye optimum güvenilirlik düzeyinde aktarmak daha da önem kazanacak.
Bu yüzden reklam öldü mü ölmedi mi tartışmasından önce geleneksel mecraların güvenilirliğinin neden sarsıldığını iyi değerlendirmek gerekir. Ve eski mecraları çöpe atıp yeni mecraları göklere çıkartmadan önce iletişim stratejilerine yeni bakış açıları ve çözümler üretmek gerekecek.
Ama tabi gazete reklamcılığına olan güvenin sarsılmaya başladığı 1960’lı yıllarda köşe yazarlarının ve reklamcıların birbirini suçlayıp durmaları gibi biz de blog yazarlarını suçlayıp, satılmış mecraları ve güvenilir mecraları ayıran listeler de oluşturabiliriz.
3 Comments currently posted.
Muge Cerman says:
Uğur Özmen says:
Kendileri her hangi bir markadan olumlu bahsetmekten korkan blogcuların, “neden bloglara reklam verilmiyor” demelerini, büyüme sancısı olarak niteliyorum.
Kötü hizmet veren lokantayı yazmanın pazarlama (hele ki CRM) yazmak olmadığını yazarları anlamayabilir. Okurların anlamasını bekliyorum.
Nicedir yazmayı düşündüğüm bir konuda, güzel bir dille… Aklına sağlık Tuğçe…
Tugce Esener says:
Uğur Hocam, ilginiz ve yorumlarınız için teşekkür ederim







Eline, emeğine sağlık Tuğçem; pek güzel yazmışsın teşekkürler yazdığın ve paylaştığın için. Herkee okumalı. Daha kısa aralarla yazmanı heyecanla bekliyorum.
Sevgi ile kal…