Mie Notes

7 Kasım 2008

Beni kategorilendir!

Nereden başlamalıyım bilemiyorum. Siz, ilk blog yazınızı hatırlıyor musunuz? Söylemek istediğiniz şeyler arasından hangisi ilk olmayı hak etti? Uzun bir kuluçka döneminin ardından geçen hafta öğrencilerime “Blog nedir? Google Reader nasıl kullanılır, ne işe yarar, yenir mi?” konulu bir ödev verirken kendi kendime “artık ben de yazmaya başlamalıyım” dedim.

Ve yolu reklam ajanslarından geçmiş veya halen geçmekte olan birçok reklamcıyı biraz gülümsetecek, biraz kışkırtacak, biraz da kızdıracak bir yazıyla yayın hayatıma başlama kararı aldım. Neden mi? Çünkü sektörler, ajanslar ve şirketler insanlardan oluşur. Bireysel duruşlar ve fikirler bir bütün olup sektörün duruşunu belirler. Bu yüzden görüp, çalıştığım ya da duyduğum, gözlemlediğim reklamcı türlerini istifleyerek kamu hizmetime başlıyorum ve çuvaldızını sağa sola her yere saplıyorum. Zaman içerisinde konuyu daha detaylandırmayı ve işin mizahından çıkıp bu bakış açılarının sektörün ilerlemesine veya gerilemesine nasıl katkıda bulunduğunu incelemek niyetindeyim.

Hazır mısınız? Önce derin bir nefes alın ve gülümseyen yerlerinizi yanınıza alıp, okumaya başlayın…

  • o Küskün ex solcular – Onları Nişantaşı ve Cihangir kafe, barlarında kim kimden neyi çalmış sorgusu dahilinde yaptıkları reklamda etik tartışmalarından, şiirsel başlıkları için “işin duygusunu daha iyi yansıtıyor” rasyonellerinden, “halk bunu istiyor” ve “hedef kitlenin dilini kullanmak” kavramlarını birbirine karıştırmalarından, bol küfürlü, açık saçık fıkralar ile şenlendirdikleri sunumlarından teşhis edebilirsiniz. Daha iyi bir toplum yaratmak için yazdıkları kısa filmlere müşterilerinin logosunu ekleyerek pazarlama bütçelerini kendi idealleri uğruna harcamaya çalışmaları ekolün en belirgin özelliğidir.
  • o İçine kapanık arşiv hayranları – Arşivlere (onların deyimiyle arkaiv) bakıp iç geçirip, burada böyle işler yapılmaz ki diye şikâyet edip duranlar. Dünya vizyonları başarılı outdoor uygulamaları, büyük bütçeli lansmanlar ve yüksek prodüksiyonlu veya cesur TV spotlarından ibarettir. Onları yüksek bütçeli, cesur bir müşterinin gelip bu bedbaht reklam dünyasından kurtarılmayı beklerlerken görebilirsiniz.
  • o Mühendisten olma reklamcılar – Toplantı masalarında sükse yapmak için ezberledikleri istatistikleri, uzun ve karmaşık teoremler içeren rasyonelleri ve cömertçe savurdukları İngilizce “marketing” terminolojilerinden onları hemen tanıyabilirsiniz.
  • o Yüksek egolu “devler” – “Kendini bana teslim et yavrucuğum” bakışıyla süzdükleri müşterileri toplantılarda azarlarken görebilir, daha sonrasında müşteri temsilcilerine yaptır şu revizyonu derken yakalayabilirsiniz. Harika işletme bilgileri, anlatmaktan bıkmadıkları USP ve ESP döneminden kalma başarı hikâyeleri ve şişkin egoları onları her zaman ele verir.
  • o “Geleceği göremiyorlar” ekolüne bağlı suskun fütüristler – “Gelecek de bir gün gelecek” mottosunu benimseyen fütüristleri yeni fikirlerini heyecanla birbirlerine anlatıp durmalarından, körler sağırlar sofralarında “gün olur devran döner” temalı dert yanmalarından ve ellerinin bir uzantısı haline gelen iPhone veya Blackberry’lerinden tanıyabilirsiniz.
  • o “Her kim ki bilgisini bilenle değil bilmeyenle paylaşır, bilgeliğini katlayan olacaktır” düsturunu benimseyen vizyonerler – sadece reklam sektörünü değil dünyayı mercek altına alıp, merceklerini de umuma açan, günlerini okuyarak, araştırarak, düşünerek geçiren ve edinimlerini sadelikle anlatmayı başaran vizyoner azınlık.

Evet savaş boyalarınızı, kalkanlarınızı ve kalemşör dostlarınızı yanınıza alarak kapıma meşalelerle dayanma arzusu içerisinde misiniz? Yoksa ekleyecek “reklamcı türleri”ni düşünmeye mi başladınız?

Bu yazı nereden aklıma geldi?

http://adage.com/cmostrategy/article?article_id=132129

http://branderen.blogspot.com/2008/11/ajanslar-ve-mteriler.html

http://pazarlamacigiremez.blogspot.com/2008/11/bir-dijital-pazarlama-insanndan.html

12 Comments currently posted.

Burak Dönertaş says:

Blog dünyasına hoşgeldin Tuğçe’cim.

Çok keyifli bir yazı olmuş. Sen zaten bir bloggermışsın da haberin yokmuş.

İlgiyle takip edeceğim.

MugeCerman says:

Tesener’im;
Bir çok başarına bir de blog ekledin, uğurlu olsun. Hepimize de müjdeler olsun, canavar gibi bir yazar eteğindeki taşları dökmeye geldi. Emeğine yüreğine sağlık, heyecanla yeni yazılarını bekliyorum.
Sevgi ile kal…

Muammer Okumuş says:

Blog okuyucuları için harika bir haber. Bu nedenle çok seviniyorum. Öğrenmem gereken çok şeyden biraz daha azalmasını sağlayacak bir bloga daha kavuştum. Burdayız!…

Ömer Enis says:

Hoşgeldin :)

Tugce Esener says:

Hızımı aldım gidiyorum. Ne çok konu birikmiş içimde bir yerlerde. Ama daha fazla yol almadan önce blog açmam konusunda bana sonsuz destek ve ilham veren herkese çok teşekkür ederim. Bu yeni maceramda daha ilk günden bana yorumlarınızla güç verdiğiniz için ayrıca teşekkür ederim!

İlkokuldayken ilk özel kanalların güzellik yarışmalarından birini seyretmiş ve o gece ileride bir gün ben de kraliçe olduğumda yapacağım teşekkür konuşmasını hazırlayarak uykuya dalmıştım. Çevremde kim varsa, kapıcı Ahmet efendi dahil hepsinin ismini tek tek sıralayıp durmuştum. Birini unutacağım endişesiyle not bile almıştım.

Sonra zaman içerisinde önemli olan ruh güzelliği demeye başladım. (Sevgili okuyucu burada hınzır bir gülümseme hayal et) Ama teşekkür etmenin önemini unutmamaya gayret ettim.

Sevgili Burak Dönertaş’a onca işinin arasında domain ismi ve blog açmak konusundaki tüm gerekli işlemlerde yardımcı olduğu için, Müge Cerman’a sonsuz enerjsi ve paylaşımı için, Muammer Okumuş’a ilham ve desteği için, Yusuf Ozan Taşdemir’e, Ömer Enis’e ilk heyecanımı paylaştığı için…

Teşekkürler!

Işıl Öztemel says:

Aman tanrım! Bu nasıl nefis bir kategorizasyon. Okurken dudaklarımın kenarları bir yukarı çıktı, bir yerine indi. Bir çıktı, bir indi. Ciddi bir şey dinlerken araya giren espriye gülümseyip sonra yine ciddiyetine döndüğün anlardaki dudak hareketi işte canım.. Ve dürüst olmak gerekirse (to be honest’tan aparma başlangıç cümleleri..oh gosh!(!)) gerçekten de hemen beni diğer birkaç tip reklamcı tipini düşünmeye itiverdi. Sen gerçi yeterince öz ve nefis anlatmışsın ama bir de sürekli ödül kapma hevesinde, hali hazırda kazananları mütemadiyen kıskanma halet-i ruhiyesinde, onlardan biri olmak için yanıp tutuşmaya rağmen ödül alan işleri beğenmeme düsturunu benimsemiş ve etrafta sürekli “abi bu iş ödül alır ben sana söyliyim bak, almazsa bırakırım bu işi” tribinde ve kendine güvenin tehlikeli yüksek yamaçlarında dolaşan kesimi görmezden gelmek mümkün değil.

**

Hepsi bir tarafa, öngörülerinizden bu platformda da yararlanabilecek olmanın huzuru kapladı dört bir yanımı. Şimdiden fanatikler listenize beni temsilen bir çentik atabilirsiniz..

Pazarlama Cadısı says:

Welcome to the club :)
şahane yazılarmış neden bekledin anlamadım bugüne dek… :)

Serbay says:

Hoşgeldin blog camiasına, ilk yazılarını bir solukta okudum, yeni yazılarını beklemekteyim.
İşte artık okurlarına karşı bir sorumluluğun var, bizi yazısız bırakma:)

Serbay says:

Tuğçe Casino camiasından da baya takip ediliyorsun sanırım:)
Yorumlar çoşmuş:)
Bir akısmet yüklemen lazım mutlaka.

Tugce Esener says:

Merhaba Serbay,
Sanırım bir kumar sorunum var :)
Hemen buna bir çözüm bulmalıyım.. Yorumların ve desteğin için teşekkür ederim.
Sevgiler

Serbay says:

Dediğim gibi heyecanla diğer yazılarını da bekliyorum, artık köşe yazarı sorumluluğuna sahip bir insansın:)

Bu arada http://akismet.com/download/ bunu yüklersen ve aktif hale getirirsin bu yorumlarda yaşadığın sorunlar biter.

GÜL KOCATÜRK says:

Merhaba Hocam, yeni açtığınız bloğunuz için öncelikle kutluyor başarılarınızın devamını diliyorum. 0yunun kurallarını çok iyi bildiğinizden eminim. Bence oynamaya devam etmelisiniz:) Sizi takip eden mutlaka birileri vardır…

Post a comment on this entry: